Bingöl’de bir köy okuluna yalnızca boya değil, aidiyet kattı: “YuvamÇukurca”nın dönüşüm hikâyesi

Bingöl’de bir köy okuluna yalnızca boya değil, aidiyet kattı: “YuvamÇukurca”nın dönüşüm hikâyesi

Çukurca Yeni Yerleşim İlkokulu’nun dış görünümündeki dönüşüm: eski hâl ve yenilenen görünüm.
Bir okulun çehresinden önce çocukların okulla kurduğu ilişki değişti
Bir köy okulunun dönüşümünü yalnızca “önce” ve “sonra” fotoğraflarıyla anlatmak kolaydır. Oysa Çukurca Yeni Yerleşim İlkokulu’ndaki hikâye, boya kutularından, renkli dolaplardan ve yenilenen bir bahçeden daha fazlasını söylüyor. Bu hikâyenin merkezinde, öğrencilerin okulu nasıl gördüğü sorusu var: Çocuk için okul yalnızca ders saatlerinin geçirildiği resmî bir bina mı, yoksa kendini güvende, değerli ve ait hissedebildiği bir yaşam alanı mı?
Erhan Köçer’in okulda yıllar boyunca yürüttüğü çalışmaların ortak noktasında bu soru bulunuyor. Okulun dış cephesinden sınıfın oturma düzenine, bahçedeki oyun çizgilerinden kış günlerinde öğrencilerle geçirilen zamana kadar hemen her dokunuş, “çocuk burada bulunmak istesin” fikrine bağlanıyor. Köçer’in kullandığı “YuvamÇukurca” ifadesi de tam olarak bu yaklaşımın özeti: Kurum adı değişmiyor; fakat çocukların zihnindeki karşılığı bir “okul binası”ndan bir “yuva” hissine yaklaştırılmaya çalışılıyor.
Kamuya açık geçmiş haberler de bu dönüşümün tek bir döneme sıkışmadığını gösteriyor. Anadolu Ajansı 2022’de Köçer’in yaz tatilinde de öğrencileriyle çalışmayı sürdürdüğünü, okul bahçesini düzenlediğini ve öğrencilerle ağaç diktiğini aktarmıştı. Hürriyet Eğitim ise 2024’te okulun içi ve dışındaki kapsamlı dönüşümü; renkli sınıfları, okuma ve etkinlik alanlarını ve öğrencilerin okuldan ayrılmak istemediği bir atmosferi haberleştirdi. Paylaşılan yeni görseller, bu çizginin devam ettiğini; okulun yalnızca yenilenmediğini, sürekli yeniden düşünüldüğünü gösteriyor.
| “Benim kendimi gösterme gibi bir çabam yok. Burada görülmek istememin tek amacı yine öğrencilerim. Belki benim yetemediğim yerde umutlarına bir ton daha mavi çalınır diye çabalıyorum.” — Erhan Köçer |
“Branşı köy öğretmeni” denecek kadar uzun bir kırsal eğitim yolculuğu
Köçer’in resmî branşı sınıf öğretmenliği. Fakat meslek yaşamının neredeyse tamamını köy okullarında geçirmesi, onun öğretmenlik hikâyesine farklı bir kimlik kazandırıyor. Kendi anlatımında bunu sıcak bir ifadeyle “branşı köy öğretmeni” diye özetliyor. Yaklaşık 18 yıla uzanan meslek yaşamında kırsal okullarda görev yapması; okulun yalnızca akademik bir mekân değil, köyün çocukları için sosyal, kültürel ve duygusal bir merkez olduğu gerçeğini yakından deneyimlemesini sağlamış görünüyor.
Hürriyet’in 2024’te yayımladığı profilde Köçer’in Bursa Uludağ Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden mezun olduğu, Bingöl Üniversitesi’nde beden eğitimi ve spor alanında yüksek lisans yaptığı bilgisi yer alıyor. Bu iki alanın okul pratiğinde de izleri görülüyor: sınıf içi öğrenme ortamı kadar hareket, oyun, takım çalışması ve okul bahçesinin pedagojik kullanımı da öne çıkıyor.
Onun yaklaşımında öğretmen; yalnızca dersi anlatan kişi değil. Çocuğun dünyasına yaklaşabilen, oyununa katılabilen, gerektiğinde okulun bakımını üstlenebilen, bir etkinlik için mesai saatinin dışına çıkabilen ve okulun eksiklerini çözmek için farklı yollar arayan bir yetişkin. Köçer’in kendi ifadesiyle, yıllar içinde öğrencilerine kimi zaman “öğretmen, abi, baba, anne, arkadaş” olmaya çalışması bu çok katmanlı rolü anlatıyor.

Erhan Köçer’in mesleki çalışmalarından bir kare.
Dönüşümün başlangıç noktası: “Çocuk buraya gelmek istiyor mu?”
Okul dönüşümü denildiğinde çoğu zaman ilk akla gelen şey tadilat oluyor. Çukurca’daki örnekte ise fiziksel müdahale ile pedagojik amaç birbirinden ayrılmıyor. Paylaşılan eski sınıf görüntülerinde geniş, boş ve işlevi sınırlı bir mekân görülüyor. Sonraki fotoğraflarda ise aynı alanın renk, ışık, depolama, okuma, oyun ve grup çalışması gibi farklı ihtiyaçlar düşünülerek yeniden kurgulandığı anlaşılıyor.
Bir duvarın iki renge ayrılması ya da dolap kapaklarının farklı tonlarda seçilmesi tek başına eğitimsel bir yenilik değildir. Fakat bu unsurlar, öğrencinin kitaplara erişebildiği, materyallerin görünür olduğu, sınıfın sadece sıra-ders düzenine mahkûm kalmadığı bir tasarımın parçasına dönüştüğünde anlam kazanıyor. Sınıftaki minderler, yuvarlak oturma elemanları, kitap alanları ve öğrencilerin üretimlerinin görünür hâle getirilmesi; “bu sınıf çocukların da mekânıdır” mesajı veriyor.
Dönüşümün dikkat çekici taraflarından biri de pahalı ve steril bir tasarım görüntüsünden çok, öğretmenin ve öğrencilerin el emeğinin hissedilmesi. Bu, köy okulunun koşullarına uygun bir gerçekçilik taşıyor. Bir yandan mevcut imkânlar dönüştürülüyor, diğer yandan çocukların ilgisini çekecek yeni alanlar ekleniyor.

Sınıfın önceki hâli ile dönüşüm sonrasındaki öğrenme ortamı yan yana.
Sınıf artık yalnızca “ders dinlenen” bir yer değil
Yeni sınıf düzeninde en dikkat çekici görsel öğelerden biri, duvar boyunca yer alan ışıklı gezegen çalışmaları. Bu dekoratif unsur, renkli dolaplar ve esnek oturma düzeniyle birleştiğinde sınıfın klasik tek yönlü ders anlatımı modelinden uzaklaşmasına katkı sağlıyor. Öğrencilerin bir araya gelebildiği, kitap seçebildiği, görsel uyaranlarla çevrili olduğu ve gerektiğinde farklı etkinlikler için mekânın yeniden düzenlenebildiği bir ortam ortaya çıkıyor.
Paylaşılan fotoğraflarda öğrencilerin sınıfın merkezinde yer aldığı; öğretmenin ise ortamın tek odak noktası olmak yerine öğrenme sürecini yöneten kişi olarak konumlandığı görülüyor. Bu, Köçer’in “geleneksel eğitimin güçlü yanları ile geleceğin eğitim yaklaşımını harmanlama” şeklinde tarif ettiği düşünceyle örtüşüyor.
Sınıfın bir başka dikkat çekici ayrıntısı soba. Kırsal bölgelerin iklim koşullarında ısınma, eğitim deneyiminin doğrudan parçası. 2022’de yayımlanan haberlerde Köçer’in soğuk günlerde okula erken gelerek sobayı yaktığı, evde hazırlanan çorbayı ısıtıp öğrencilerine ikram ettiği aktarılmıştı. Bu ayrıntı, “yuva” benzetmesinin sadece estetik bir söylem olmadığını; sıcaklık, bakım ve gündelik yaşam üzerinden somutlaştığını gösteriyor.

Erhan Köçer ve öğrencileri, dönüşen sınıf ortamında.

Okul bahçesi “boş alan” olmaktan çıkıp yaşayan bir öğrenme sahasına dönüştü
Çukurca’daki dönüşüm sınıf kapısında bitmiyor. Okul bahçesindeki zemin çalışmalarında çocuk figürleri, oyun alanları, çizgiler ve renkler kullanılmış. Ana yürüyüş yolunun boyanması ise okulun uzaktan görünüşünü bile değiştiren simgesel bir müdahaleye dönüşmüş. Fotoğraflarda Köçer’in boyama çalışmalarına doğrudan katıldığı görülüyor.
Bahçenin pedagojik değeri yalnızca görsel düzenlemelerde değil. Geçmiş haberlerde yabani otların temizlenmesi, çocukların bisikletle daha güvenli gelebilmesi için alanın düzenlenmesi, ağaç dikimi ve her öğrencinin bir ağaçla bağ kurması gibi uygulamalar anlatılıyor. Böylece bahçe, teneffüs saatlerinde kullanılan bir boşluktan çıkıp çevreyle ilişki, sorumluluk, hareket ve oyun üzerinden öğrenmenin devam ettiği bir mekâna dönüşüyor.
Bu yaklaşım özellikle köy okulları için önemli. Kırsal okulun bahçesi çoğu zaman şehirdeki okullara göre çok daha büyük ve doğayla iç içe; ancak düzenlenmediğinde işlevsiz kalabiliyor. Çukurca örneğinde ise çevrenin dezavantaj gibi görülebilecek özellikleri, eğitim deneyiminin parçasına çevrilmeye çalışılmış.

Yenilenen okul bahçesinin genel görünümü: zemin oyunları, figürler ve çok amaçlı alanlar.
Kış mevsimi bir engel değil, çocukluk anısının parçası
Bingöl’ün kırsalında kış koşulları okul yaşamını doğrudan etkiliyor. Fakat paylaşılan görsellerde kar, yalnızca ulaşımı zorlaştıran bir unsur olarak değil; çocukların birlikte oyun oynadığı, bayraklarla fotoğraf verdiği ve öğretmenleriyle anı biriktirdiği bir doğal oyun alanına dönüşüyor.
Kızakla kayarken öğrencisiyle birlikte gülen öğretmen fotoğrafı, bu haberin belki de en sade ama en açıklayıcı karelerinden biri. Burada öğretmen ile öğrenci arasındaki mesafe, otoritenin ortadan kalkması anlamında değil; güven ilişkisinin kurulması anlamında kısalıyor. Köçer’in daha sonra kitap çalışmalarında da vurguladığı “öğretmenin oyuna katılması” fikri, okul yaşamında görünür hâle geliyor.
Kardan oluşturulan dev Türk bayrağının çevresinde çocukların yer aldığı üstten çekim de okulun ortak üretim ve aidiyet duygusunu güçlü biçimde yansıtan karelerden biri. Benzer şekilde millî bayramların köyün doğal ortamında kutlanması, öğrencilerin yaşadığı çevre ile okul kültürünü birbirinden ayırmak yerine bir araya getiriyor.
Kış günlerinde okul yaşamı: öğretmen-öğrenci bağı ve birlikte üretilen çocukluk anıları.

Kar üzerinde hazırlanan dev Türk bayrağı ve çevresindeki öğrenciler
Bayramlar, oyunlar, sinema ve değerler eğitimi: okul hayatı ders zilinden büyük
Okulun paylaşılan arşivi, eğitim anlayışının yalnızca fiziksel dönüşümden ibaret olmadığını açıkça gösteriyor. 23 Nisan etkinliklerinde öğrencilerin bayraklarla doğanın içinde oluşturduğu kareler, geleneksel kutlamaları yaşadıkları çevreyle buluşturuyor. Okul bahçesinde düzenlenen etkinlikler, çocukların “okul” kavramını yalnızca dersle eşleştirmesini engelleyen bir sosyal yaşam alanı oluşturuyor.
Arşivde yer alan “Geleneksel Yaz Sineması” görüntüleri bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Okul bahçesi akşam saatlerinde açık hava sinemasına dönüşüyor; çocuklar ve aileler aynı alanda bir araya geliyor. Bu tür etkinlikler, özellikle kırsalda sosyal ve kültürel etkinliklere erişimin sınırlı olduğu düşünüldüğünde, okulun köy yaşamındaki rolünü genişletiyor.
Bir diğer örnek ise lisanslı futbol hakemlerinin katıldığı etkinlik. Bingöl Güncel TV’nin 27 Ekim 2025 tarihli haberinde, öğrencilerin adalet, dürüstlük, saygı, takım ruhu, empati ve kurallara uyma gibi değerleri futbol üzerinden deneyimlediği aktarılıyor. Köçer’in aynı zamanda futbol hakemliği deneyiminin bulunması, okul dışındaki bilgi ve becerinin sınıfa ve bahçeye taşınmasına örnek oluşturuyor.
Bu etkinlikler ortak bir noktada buluşuyor: Öğrencinin sadece bilgiyi duyması değil, yaşaması. “Adalet” kavramını bir metinden okumakla, gerçek hakemlerle oyun içinde karar ve kural deneyimi yaşamak aynı şey değil. Sinema kültürünü anlatmakla, akşam okul bahçesinde birlikte film izlemek de aynı değil. Çukurca’daki uygulamalar bu deneyim boyutunu güçlendirmeye çalışıyor.
Solda: okul bahçesindeki Geleneksel Yaz Sineması’ndan sosyal medya arşivi görüntüsü. Sağda: lisanslı hakemlerle gerçekleştirilen etkinlikten kare.

Öğrencilerle birlikte millî gün ve okul etkinliklerinden bir kare.
Yaz tatili bile okuldan kopuş anlamına gelmedi
Köçer’in okul yaklaşımındaki süreklilik, geçmiş yıllardaki haberlerde de dikkat çekiyor. Anadolu Ajansı 2022’de, öğretmenin yaz aylarında öğrencilerini yalnız bırakmadığını; yaz okulu çalışmaları kapsamında eğitim verdiğini ve okulun çevre düzenlemesiyle ilgilendiğini aktarmıştı. Bu ayrıntı, dönüşümün birkaç haftalık “proje” mantığıyla değil, yıllara yayılan bir sahiplenme duygusuyla gerçekleştiğini gösteriyor.
Köy okulunda öğretmenin etkisi, okulun öğrenci sayısı kadar değil, kurduğu ilişkinin niteliği kadar büyüyebiliyor. Bazen tek bir öğretmenin sürekliliği, öğrencilerin ve velilerin okulun geleceğine güvenmesini sağlayabiliyor. Bu nedenle Çukurca’daki hikâyeyi yalnızca “başarılı dekorasyon” üzerinden okumak, asıl noktayı kaçırmak olur. Burada öne çıkan şey, mekânı her yıl yeniden sahiplenme ve ihtiyaçlara göre dönüştürme kültürü.
“MAVİ”: okuldan kitaba, kitaptan başka köy okullarına uzanan yeni halka
Erhan Köçer’in öğretmenlik hikâyesi son yıllarda yazarlık çalışmalarıyla da genişliyor. Köçer’in bu haber için ilettiği bilgiye göre şiir alanında eserleri bulunuyor; ayrıca çocuk ve eğitim odağında farklı kitap çalışmaları yayımlandı. Paylaşılan arşivde “Öğretmenim Benimle Oynar Mısın?” adlı kitabın önceki tanıtımları da yer alıyor. Kitabın merkezindeki oyun ve öğretmen-çocuk bağı teması, Çukurca’daki okul pratiğiyle doğrudan örtüşüyor.
Yeni çalışması “MAVİ” ise su ve çevre sorunlarına öğrenci gözünden yaklaşan bir çocuk kitabı olarak tanımlanıyor. Köçer’in verdiği bilgiye göre şiirsel anlatım taşıyan eser, hem okuma becerisini desteklemeyi hem de çocuklarda su ve çevre bilinci oluşturmayı amaçlıyor.
Bu kitabın çevresinde geliştirilen “Askıda Kitap” fikri ise kişisel bir yayın çalışmasını sosyal sorumluluk halkasına dönüştürüyor. Hedef; okurların desteğiyle kitabın ülkenin kırsalında ve köylerinde eğitim gören, özellikle birleştirilmiş sınıflı okullardaki çocuklara ulaştırılması. Böylece Çukurca’da biriken deneyim ve üretim, başka köy okullarına uzanan bir paylaşım modeline dönüşüyor.

Erhan Köçer’in çocuklar için hazırladığı “MAVİ” kitabı; arka planda okulun yenilenen yolu.
Ödül ve görünürlük: amaç kişisel vitrin değil, çocuklara yeni imkân açmak
Köçer’in ilettiği biyografik bilgiye göre 2024 yılında “Yılın Öğretmeni” seçildi. Bu tür bir unvan, tek başına bu haberin merkezine yerleştirilmese de yıllara yayılan çalışmaların görünürlük kazanması açısından önemli. Çünkü onun kendi mesajında vurguladığı nokta, görünürlüğün kişisel bir amaç değil, öğrenciler için yeni destek ve fırsatlara dönüşebilmesi.
Bu yaklaşım, okulun son çalışmalarından birine ilişkin mesajında da açıkça görülüyor. Köçer, kendisini göstermek gibi bir çabasının olmadığını, “burada görülmek istemesinin tek amacının yine öğrencileri” olduğunu söylüyor. Ardından, “belki benim yetemediğim yerde umutlarına bir ton daha mavi çalınır” ifadesini kullanıyor. Bu cümle, hem okulun maviye boyanan yoluyla hem de yeni kitabının adıyla tesadüfî olmayan güçlü bir sembol kuruyor.
Bir öğretmenin görünürlüğü, okul için destek, kitap için erişim, öğrenci için etkinlik ya da başka bir meslektaş için fikir üretmeye başladığında anlamlı hâle geliyor. Köçer’in diğer kırsal bölgelerde görev yapan öğretmenlerle deneyim paylaşma isteği de bu nedenle önemli: Bir okulda işe yarayan her uygulama başka bir okulda aynı biçimde uygulanmak zorunda değil; ama “imkânı beklemek yerine mevcut olanı dönüştürme” düşüncesi paylaşılabilir.
| “Yaşadığım mutluluğu hesaplarsak beni kâinatın en zengin insanı yaptı yavrularım.” — Erhan Köçer |
Bu hikâyeyi değerli kılan şey yalnızca güzel fotoğraflar değil
Sosyal medyada okul dönüşüm hikâyeleri çoğu zaman renkli duvarlar, yeni mobilyalar ve etkileyici “önce-sonra” kareleri üzerinden hızla tüketiliyor. Çukurca örneğini farklılaştıran nokta, fiziksel değişimin sosyal ve pedagojik uygulamalarla desteklenmesi. Bahçenin düzenlenmesi, sınıfın yeniden tasarlanması, oyun ve spor etkinlikleri, yaz sineması, millî günler, çevre çalışmaları ve kitap üretimi aynı anlatının parçalarına dönüşüyor.
Buradan çıkarılabilecek sonuç, her öğretmenin kendi imkânlarıyla okulunu baştan aşağı yenilemesi gerektiği değil. Okulların fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması kamusal bir sorumluluk ve sistem meselesidir. Fakat öğretmenin sahip olduğu alan içinde çocukların ihtiyaçlarını fark etmesi, öğrenme ortamını işlevsel hâle getirmesi, öğrencinin okul ile duygusal bağını güçlendirmesi ve yerel imkânları eğitimin parçasına dönüştürmesi; eğitim kültürü açısından güçlü bir örnek oluşturabilir.
Erhan Köçer’in hikâyesinin asıl değeri de burada ortaya çıkıyor: “Eksik olan ne?” sorusunun yanında “elimde olanla neyi daha iyi hâle getirebilirim?” sorusunu sürekli sormak. Bir boya fırçası bazen yalnızca zemini renklendirir; bazen de çocukların her sabah yürüdüğü yolu daha sahiplenilebilir bir yere dönüştürür. Bir minder yalnızca dekor değildir; bazen bir çocuğun kitabını eline alıp rahatça oturacağı ilk köşe olur. Bir oyun ise yalnızca teneffüs değildir; öğretmenle kurulan güvenin başlangıcı olabilir.

Bugün “YuvamÇukurca” anlatısının simgelerinden biri hâline gelen okul görünümü



YORUMLAR
0 yorum
İlk yorumu siz yapabilirsiniz.
Haberleri ücretsiz okuyabilirsiniz. Yorum ve favori için hesabınızla giriş yapın.